Akşam haberlerinde büyüme oranları, faiz kararları, kur grafikleri art arda geçiyor. Ekranın başındakilerin çoğu bu rakamları izlerken aklından başka bir hesap geçiriyor: Bu ay kira, fatura ve okul masrafından sonra elde ne kalacak?

Ekonominin en dürüst göstergesi mutfak masasıdır. Pazar filesinin ağırlığı, ay sonuna kaç gün kala kartın limitine dayandığımız ve “bunu sonra alırız” dediğimiz şeylerin listesi hiçbir istatistik bülteninde yer almaz. Yine de en doğru tabloyu onlar çizer.

Son yıllarda hanelerde sessiz bir değişim yaşanıyor. İnsanlar markayı değil fiyatı, miktarı değil birim fiyatı sorar oldu. Market raflarında etiket okuyan, iki ürünün gramajını karşılaştıran insan sayısı hiç bu kadar fazla olmamıştı. Bu bir zorunluluk, ama aynı zamanda yeni bir bilinç.

Burada küçük işletmelere de büyük iş düşüyor. Mahalle bakkalı, manav, fırıncı, müşterisini tanıyan esnaf, zor dönemlerde güvenin adresi olabiliyor. Veresiye defterinin yeniden açılması bir geriye gidiş gibi görünse de aslında dayanışmanın başka bir adıdır.

Ekonomi yönetimine söylenecek tek bir söz varsa o da şu: Rakamlar düzelmeden önce güven düzelmeli. İnsanlar yarın ne olacağını kestirebildiğinde harcamasını da birikimini de daha rahat planlar. Belirsizlik, enflasyondan bile pahalıdır.

Mutfak masası sabırlıdır ama sonsuza kadar değil. Rakamların o masaya ne zaman yansıyacağını hep birlikte bekliyoruz.