Her hafta sonu milyonlarca insan büyük maçlara kilitleniyor. Transfer haberleri, teknik direktör tartışmaları, hakem kararları… Futbolun vitrini hiç bu kadar parlak olmamıştı. Ama vitrinin arkasında, kimsenin izlemediği bir sahne var: mahalle sahaları.

Geçen hafta şehrin kenarındaki toprak sahada bir altyaş maçı izledim. Tribün dediğimiz şey, sahanın kenarına dizilmiş beş on plastik sandalyeydi. Formalar birbirini tutmuyordu, kale filelerinin yarısı yırtıktı. Buna rağmen sahadaki çocuklar şampiyonluk maçı oynuyormuş gibi koşuyordu.

Türk futbolunun yıllardır konuştuğu “altyapı sorunu” tam olarak burada başlıyor. Yeteneği bulmak zor değil; zor olan, o yeteneği on yaşından on sekiz yaşına kadar sahada tutabilmek. Ulaşım, ekipman ve antrenör eksikliği yüzünden nice çocuk daha on dördünde topu bırakıyor.

Belediyelerin, amatör kulüplerin ve yerel işletmelerin elinde büyük bir fırsat var. Bir sahanın zeminini yenilemek, bir antrenöre maaş desteği vermek, bir takımın forma masrafını üstlenmek; bunlar büyük bütçeler gerektirmiyor. Karşılığında ise bir şehrin spor kültürü değişiyor.

Büyük maçları izlemeye devam edelim, ama arada bir de hafta sonu mahalle sahasına uğrayalım. O çocukların ihtiyacı alkıştan çok, görülmek.